Çevresel Sürdürülebilirlik

Çevresel Sürdürülebilirlik

Dünya genelinde artan hızlı kentleşme ve sanayileşme, paralelinde kontrol edilemeyecek ölçüde bir üretim çılgınlığı yaratmış ve dünya içinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde hiç olmadığı kadar çevresel sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Çevre sorunlarının gündelik hayatı etkiler hale gelmesi, geç de olsa insanların yaptıkları hataları bir nebze de olsa anlamalarına vesile olmuş ancak gereken önlemler ne yazık ki tam olarak alınmamıştır.

Bugün dünya, doğal kaynakların artık tükenmekte olduğu ve tükenen kaynakların telafisinin çok güçleştiği gerçeği ile yüz yüze. Bu gerçek, hayatımızın değişik alanlarında acı sonuçlar doğurmaya devam ediyor ve gelecek kuşakları da büyük oranda tehdit ediyor. Bu durum ister istemez insanları çözüm önerileri getirmeye yöneltmiştir. Bu kapsamda ”çevresel sürdürülebilirlik” anlayışı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak ne yazık ki birçok çözüm önerisi sadece kağıt üstünde kalmakta, üretim ve tüketim çılgınlığı daha ağır basarak çevre ihmal edilmektedir.

Çevresel sürdürülebilirliği, doğal kaynakların sınırlı olduğu gerçeği karşısında korunması ve gelecek kuşaklara da aktarılarak devamlılığının sağlanması şeklinde tanımlayabiliriz.

Bu kapsamda devletler çevresel sürdürülebilirliği esas alan politikalar geliştirme yoluna gitmişler ve uluslararası protokoller, anlaşmalar imzalanmıştır. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tüketim çılgınlığı daha ağır basmakta, kapitalizm çevresel sürdürülebilirliğe karşı galip gelmektedir.  İnsanlar artık çevreyi korumaları ve ona değer vermeleri gerektiğinin farkına varmaya başlasa da, ekonomik rant ve çıkarlar işin icraata dökülmesine mani olmaktadır. Kısacası antroposentrik yaklaşım, ekosentrik yaklaşıma karşı daha ağır basmaktadır.

(İlgili Gönderi: Ekosentrik ve Antroposentrik Yaklaşım)

Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında yapılan önemli çalışmalardan bir tanesi 1972 yılında Roma Kulübü tarafından yayınlanan ”Büyümenin Sınırları” adlı rapordur. Bu raporda doğal kaynaklar ile büyüme arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve sürdürülebilirlik konusu işlenmiştir.

Aynı yılın Haziran ayında İsveç’in Stocholm kentinde BM tarafından ”Birleşmiş Milletler İnsan Çevre Konferansı” düzenlenmiştir.  Bu konferansta yenilenemez kaynaklara karşı yenilenebilir kaynakların teşvik edilmesi, çevrenin korunmasına yönelik önlemlerin alınmasına dair ifadeler kullanılsa da ne yazık ki devamı getirilememiştir.

1982 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Dünya Doğa Şartı kabul edilmiş, korumacılık ve doğal kaynakların kullanılmasına dikkat çekilmiş, ilk defa sürdürülebilirlik kavramı vurgulanmıştır.

1987 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından Brundland Raporu hazırlanmış, çevre ve sürdürülebilir kalkınma ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu raporda sürdürülebilir kalkınma ”bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” olarak tanımlanmıştır.

1992 yılında Birleşmiş Milletler Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı düzenlenmiş, sürdürülebilir kalkınma tüm insanlığın ortak hedefi olarak ifade edilmiştir. Bu kapsamda 21. yüzyılda çevre ve kalkınma sorunlarıyla başa çıkılmasına ve sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılmasına yönelik ilkeleri ortaya koyan “Gündem 21” başlıklı Eylem Planı BM üyesi ülkelerce kabul edilmiştir. Böylece sürdürülebilir kalkınma için ülkeler arası işbirliğinin geliştirilmesi hedeflenmiştir.

2002’de Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi düzenlenmiş ve bu zirvede sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik gelişme, sosyal gelişme ve çevrenin korunması olmak üzere üç farklı boyutu incelenmiştir.

2012’de Rio’da yeniden Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı düzenlenerek, ”İstediğimiz Gelecek” adlı sonuç belgesi hazırlanmış ve sürdürülebilir kalkınma için kararlılık vurgusu yapılmıştır.

Son olarak 2015 yılında Fransa’nın başkenti Paris’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı düzenlenmiş, küresel ısınma ve sonuçları irdelenerek çözüm önerileri geliştirilmiş ve devletlere bazı yükümlülükler getirilmiştir. Ancak ABD başkanı Donald Trump bu anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve anlaşmayı sabote etmiştir.

Saymış olduğumuz bu uluslararası organizasyon ve çalışmalar ile dünya genelinde belli oranda farkındalık oluşturulmuş ve bazı adımlar atılmış olsa da bunlar yeterli olmamıştır. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için daha fazla fedakarlığa ihtiyacımız var. Kapitalizmin tüketim çılgınlığına karşı sürdürülebilirliği benimsemek zorundayız.

Günümüz politikaları ne yazık ki sürdürülebilir politikalara çok uzak durumdadır. Çevresel sürdürülebilirlik, gelişme ve kalkınmanın azaltılarak istikrarlı hale getirilmesini ve nüfus artış hızının yavaşlatılmasını; bununla birlikte yenilenemez enerji kaynaklarının terk edilerek yenilenebilir enerjiye dönülmesi, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi gibi önlemler alınmasını gerektirmektedir.

Ancak dünyadaki mevcut uygulamalara bakıldığında bunun nasıl sağlayacağı büyük bir muamma. Dünya genelinde halen bu politikaların aksi yönünde politikalar hüküm sürmekte…

Yararlanılan Kaynak:
-Karaküçük, S. ve Akgül, M. (2016). Rekreasyon ve Çevre, Gazi Kitabevi, Ankara.

Benzer Gönderiler

Mesut Özdemir hakkında

Gazi Üniversitesi Rekreasyon Bölümü 4. sınıf, Anadolu Üniversitesi Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Rekreasyon, spor, çevre, turizm, kültür, sanat dallarında yazılar yazarak, güncel bilgileri siz değerli takipçilerimize aktarmaya çalışıyorum.

1 Trackback / Pingback

  1. Çevre Sorunları ve İnsan - Rekreasyon (rekreasyon.org)

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*